Pazarlama teknikleri gelişti çağ atladı, biz hala broşür bastırmayı özel bir şey sanıyoruz diyorum diye bana kızıyorsunuz 😊 Sizi biraz daha kızdırmayı göze alıp gelişen teknolojinin gayrimenkul dünyasında da pazarlama dünyasında da bize neler hazırladığını anlatayım.

Finlandiya geçen yıl, dijital okuma yazma öğretmeye geçmek için çalışmalara başladıklarını açıkladı. Yani kağıt üzerinde okuma yazma öğretmek yerine dijital ortamda öğretecekler bu beceriyi. Ülkemizde bile teknolojiye ulaşmış onbeş yaş altı okur yazarların yüzde yetmişinin okul testleri ve kitapları hariç tüm okumalarını dijital platformlardan yaptıklarını gösteriyor. Ya da hiç okumuyorlar.

Dünya sıralamasında eğitim ve teknoloji gibi pek çok şeyde geride olabiliriz ama online alışverişe en hızlı uyum sağlamış ülkelerden biriyiz. Sosyal medyayı çok sevdik. Akıllı telefonlara bayılıyor, her çıkan modele saldırıyoruz. Akıllı telefon kullanabilen nüfusun büyük bir kısmı görüntülü aramanın ne olduğunu biliyor ve kullanıyor. Eşiyle dostuyla telefonundan tabletinden görüntülü konuşuyor. Giyilebilir teknolojinin adını bile duymamış olanlar akıllı saatlerin tansiyonlarını ölçebildiğini, bazı kumaşların vücut ısılarını algılayıp ona göre ısıtma serinletme tepkileri verebildiğini biliyor.

Sanal gerçeklik denilen şeyden birçok kişi haberdar. Gözlükleri kapış kapış satılıyor, bu pahalı aleti alacak para bulamayanlar sokaklarda ya da alışveriş merkezlerinde kiralayıp kullanıyorlar. Parası yeten herkesin drone almışlığı ve kaybetmişliği var. Teknolojiyle ve dijitalleşmeyle haşır neşir olup duruyoruz. Farkında olmadan kullandığımız, oyuncak gözüyle baktığımız bu teknolojilerin büyük bir kısmı yakın gelecekte hayatımızın önemli bir parçası olacaklar.tech-evolution

Kişi başına düşen milli geliri bu kadar düşük bir ülkede bile teknoloji böyle almış başını giderken gayrimenkul sektörü pazarlama teknikleri ve dijital araçları kullanma açısından çok yavaş hareket ediyor. Böyle devam edersek çağ dışı kalmamız kaçınılmaz. Birkaç ofisin sanal gözlükle ev gezdirmeye kalkmış olmasına bakmayın siz. Gayrimenkul markaları henüz ellerinin altındaki dijital altyapıyı ofislere kullandırtmayı bile başaramadı. Kimse kendi markasının intranet alt yapısını doğru düzgün kullanmıyor, hatta tam olarak neler yapabildiğini bile bilmiyor. Danışmanlar bu altyapıdan sadece portföy girmek için ya da memnun müşterileri yorum girdiğinde yararlanıyor. En ilerisi raporlamalarını ve yazışmalarını burada yürütüyor. Oysa bu sistemler bundan beş yıl öncesiyle kıyaslanamayacak derecede çok ihtiyacı karşılıyorlar artık. Bütün dijital evraklarınızı depolayabileceğiniz, paylaşabileceğiniz, akıllı telefonunuzla ve diğer tüm teknolojik cihazlarınızla senkronize hale gelebilen bu alt yapılar daha sayamayacağım kadar çok özelliğe sahip.  Gelin görün ki kullanan sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Danışmanlar portföy girmeyi, evrak ve formları sistemden doldurmayı eziyet sayıyor. Hatta pek çoğundan “çok para kazanınca şu kağıt kürek işlerini düzenleyecek bir asistan tutmayı düşünüyorum” cümlesini duyuyorsunuz. Oysa bu alt yapılar kişisel asistan olarak rahatça kullanılabilecek olağanüstü akıllı uygulamalar zaten.

Ofis asistanları ve yöneticileri dışında markaların kendi alt yapılarına hakim olan danışman sayısı çok düşük. Özellikle kırk yaş üstü danışmanlar geçmiş iş tecrübelerinde bilgisayar başı bir iş yapmamışsa bu sistemleri kullanmaya hiç yanaşmıyor.

Pek çok danışmanın hala kartlarında şirket uzantılı elektronik posta adresi yerine gmail, hotmail uzantılı adresleri kullandığını görebilirsiniz. Sadece ofis kadrosunun resimlerini ve isimlerini sisteme kaydetmiş bir daha da hiç kullanmamış ne kadar çok ofis olduğunu bilseniz şaşırır kalırsınız. Markanıza yaptığınız ödemelerin büyük bir kısmını bu teknolojik altyapı için ödediğinizi düşünürsek durum şaşırtıcılıktan çıkıp tuhaflaşıyor bence. Parasını verdiği bir hizmeti neden kullanmaz insanlar, anlamak çok zor.

kids

İşin pazarlama kısmına gelince saç baş yolmamak mümkün değil. Gayrimenkul ofislerinin sayısının son beş yılda ne kadar hızlı arttığını takip ettiniz mi bilmiyorum. Ofis sayısı kadar, ofislerin içindeki danışman sayıları da katlanarak artıyor. Bu sayı artışı, broşür bastıran ofis sayısını da beş yıl öncesine göre yirmi kat arttırdı.  Dijital ortamda tanıtım yapmayan ofis kalmadı. Sosyal medyadan portföyünü paylaşan paylaşana.

Bu kalabalığın arasında iyi hizmet verdiğinizi nasıl duyuracak, nasıl farklılaşacaksınız? Aralıksız olarak reklam bombardımana tutulan alıcı kitlenizin dikkatini çekmek için broşür yeterli mi? Bugün yeterli olduğunu düşünüyor olabilirsiniz, peki gelecek yıl? Onu da seneye düşünürüm mü diyorsunuz? Konut tüketicisinin eğilimi nasıl farklılaşıyor takip ediyor musunuz? Müşterileriniz size hangi kanallardan ulaşıyor, beş yıl öncesiyle bugün arasındaki farklar neler öğrenmek için uğraşıyor musunuz? Eskiden günlük ofis raporlarımızda “çat kapı” diye bir seçenek vardı. Kapıdan “ben ev almak istiyorum” diye gelen müşteri sayısını yazardık ve cadde üzerinde kurulmuş ofisler o seçeneğe oldukça büyük rakamlar yazarlardı. Son beş yılda kapıdan gelen müşteri sayısı yok denecek kadar azaldı.

Elektronik posta kullanmayı bilmeyen ama sosyal medyada at koşturan sevgili müşteri kitlemiz için yepyeni bir pazarlama dili ve yeni kanallar bulmamız, bu dijital çağda teknoloji bombardımanına maruz kalmış müşterilerimizin yeni eğilimlerini araştırmamız gerektiğini anlatabilmişimdir umarım. “Broşür artık yetersiz” dediğimde beni dövmeye kalkmayın diye söylüyorum bunları. Bırakın bröşür bastırmayı kartvizitlerini kaliteli bir kağıda bastırmayı bile masraf sayan ofisler ve danışmanlar var. Onlar bir kenarda dursun, ben ilerlemek, kaliteyi yükseltmek ve gelişmek isteyenlere sesleniyorum. Basılı materyallerin ömrü tükenmek üzere. Dijitalde neler oluyor, öğrenin, kullanın ve fikir üretin. Yoksa broşür candır, yeter ki hedef kitlenize ulaştırın.

Reklamlar

 

asking-the-right-questions_blog.png

“Bütün işi ben yapıyorsam neden ofise kazancımın yarısını vereyim?” sorusu bence başlangıç eğitimlerinde sorulan en can alıcı sorudur. Henüz işe yeni başlamış bir danışmana bu paylaşım oranlarını haklı çıkaracak pek çok şey söyleyebilirsiniz. Yolun başında bir marka çatısı altında çalışmak bir avantajdır, kurulu bir düzende ilerlemek çok daha hızlı ve kolaydır, ofislerin masrafı çoktur, kendiniz ofis açsanız kazancınızın daha büyük bir kısmını ofis ve tanıtım masraflarına harcamak zorunda kalırsınız falan diye sıralarsınız. Hepsi haklı sebeplerdir. Ama biraz yol almış, meslekte kendine güvenmeye başlamış danışmanlar karşınıza bu soruyla geldiğinde verdiğiniz cevapların yeterli olmadığını bilirsiniz. Bunun farkına varan pek çok ofis kendi içinde ciroya bağlı yükselen prim kotaları koyarak sorunu çözme yoluna gitti. Bu soru Amerika’da da çok sorulduğu ve cevabı pek tatmin edici verilemediği için gayrimenkul danışmanları kendilerine bir marka kurarak çözümü göstermeye çalıştılar. Danışmanlar için, danışmanlar tarafından kurulan bu markanın verdiği cevap işe yaramış olsa gerek ki hem kurulduğu ülkede hem de bizde kısa sürede hızlı bir büyüme sağladı.

yabancı-gayrimenkul-markalarıOfis sahipleri de Markaların kendilerinden çok kazandığını söylüyor.

Sistemden sadece danışmanlar şikayet etmiyor. Konu ofis sahiplerine gelince daha da karışıyor olay. Yeni ofis açacak birine markalı çalışmak ve markasız çalışmak arasındaki farkı açıklamak pek kolay olmuyor. Markalara yapılan ödeme kalemleri çok kalabalık ama sağlanan fayda çok göreceli. Üstelik her yerde her şehir ve kasabada aynı hızda sonuç alınamıyor.

Ofisler ne kazanıyor?

Ofisler markalara isim hakkı bedelleri dışında adı markadan markaya değişen aylık ödemeler yapar. Raporladıkları her işlemin yüzde sekizini, çatısı altında bulundukları markaya öderler. Eğitimler için ödeme yaparlar, kimi marka dergi çıkarıp almayı zorunlu hale getirir, rozetinden sözleşme koçanına her türlü logolu aksesuarı için piyasa fiyatının oldukça üzerinde fiyatlar talep eder. Büyük ve gösterişli kongreler, ödül törenleri düzenleyip otel, yol gibi masraflarınızı marka üzerinden ödeyerek bu etkinliklere katılmanızı ister. Bazen marka tarafından kesilmiş faturanın ne hakkında olduğundan bile emin olamazsınız.

Ofislerin sık sık ödemeler konusunda markalarla kavga ettiğini duyarsınız. Bu ödeme listesinin büyük bir kısmını ofislerinden almayarak ofisleri koruduğunu söyleyen birkaç marka kurumsal imajını yükseltemediği için ofis sayısını arttırmasına rağmen danışman sayısı artışında pek ilerleme kaydetmeyi başaramadı henüz. Tuhaf bir çelişki değil mi? Sanki bir markaya ne kadar çok para verirseniz o kadar çok popülaritesini arttırıyorsunuz.

Birbirine çok benzer yapılarla kurulmuş olsa da çoğu yurt dışından getirilip ülkemiz koşullarına uyarlanmaya bile çalışılmadan isim hakkı satmaya başlamış bu gayrimenkul aracılık markalarının her biri yoğurdunu kendi usulünce yer. Farklı faydaları ve farklı sıkıntıları vardır. Etrafınıza bir sorun. Bir markadan diğerine transfer olan pek çok ofis sahibi de size benzer şeyler söyleyecektir. Temelde sorun sabittir. Beklentiler ve sonuçlar birbirini bir türlü tutmaz. Ne ofisler markalardan beklediklerini alabilir ne de danışmanlar ofislerden.

Markalar arasında henüz insanı ön plana koyup farklılaşmayı başaran pek çıkmış olmasa da ofisler arasında kendi düzenini kurup, çalışma koşullarını sinir bozucu olmaktan çıkaran ve beraber çalıştığı danışmanlarıyla hem verimli hem de herkesin kazançlı çıktığı bir iş modeline dönüştüren birkaç ofisin varlığını kendi gözlerimle gördüğümü söylemeliyim. Bunu da markalarına ters düşmeden yapabiliyorlar. Şimdi gelelim sorunun cevabına. Gayrimenkul sektöründe gerçek kazanan kimdir? Cevap öyle kestirip atabileceğiniz, genelleyebileceğiniz bir şey değil emin olun. Şu anki duruma bakacak olursak en büyük kazancı isim hakkı satan markalar sağlıyor gibi görünüyor. Ama hepimizin bildiği bazı gerçekler var. Pek çok ofis gerçek cirolarını markalarına raporlamıyor. Bir o kadarı da isim hakkı olarak vermeyi kabul ettiği toplu ödemenin taksitlerini ödememeyi ve aylık ödemelerini yapmamayı seçiyor. Bazı ofisler neredeyse aracılık hizmetinden çok danışman alıp satarak para kazanıyor. Markasından daha yüksek oranda kar eden ofis var mı, evet var. Ofisine kazandırdığından daha çok kazanan danışman var mı, ohooo pek çok. Yani bu kargaşada maalesef en çok kazananlar kestirme yoldan gidenler oluyor hala.

Benim fikrimi sorarsanız kimin kazandığını bence ofis sahipleri belirliyor. Markayla ilişkiniz de danışmanlarla ilişkiler de ofis sahiplerinin gücü ve becerisine kalmış. Güçlü olduğu için markalardan ayrıcalık kazanmış ofisler hakkındaki söylentileri mutlaka duymuşsunuzdur.

İş böyle olunca sosyal medyadan markasıyla kavgalarını açık eden ve sektörün ve markasının ipliğini pazara çıkaracağını söyleyen pek çok paylaşım görmeye başladık. Kimisi ima yoluyla kimisi açık açık yaşadığı sorunları sosyal medyadan anlatmaya başladı. Sonuçları ne olacak pek emin değilim. Markalar bu isyanın böyle açıkça yapılmasını ciddiye alıp pozisyonlarını yeniden mi belirleyecek yoksa görmezden gelip bu açıklamaları yapanları suçlayacak ya da kendilerinin haklılığını savunacak dedikodular mı yayacaklar bekleyip hep beraber göreceğiz.

 

 

Ofis sahiplerinin beraber çalışacağı bir gayrimenkul danışmanı adayını seçerken dikkat etmesi gereken kriterler çok da uzun bir liste oluşturmaz. Aşağıdaki beş özelliğe sahip birisi gayrimenkul danışmanı olmak için oldukça iyi bir başlangıç noktasındadır.

  1. Yüksek Motivasyon/Girişimci ruh

Gayrimenkul danışmanları kendi işlerini sıfırdan kurar ve yönetirler. Ofis desteği tabii ki önemlidir ama etkisi bir yere kadardır.  Çünkü bir gayrimenkul danışmanına her adımda yol gösterilmesi, her zorlukta motive edilip desteklenmesi mümkün değildir. Kendi işini yönetme becerisi ve farkındalığı olmayan birine verdiğiniz destek bir süre sonra ofise yüklenmiş verimsiz bir yük halini alır.

cropped-kenex-cloud-header-11

2. İletişim becerisi

Gayrimenkul danışmanlarının en önemli ihtiyacı verimli iletişim becerisidir. İletişim becerisinin hem sözlü hem sözsüz hem de yazılı olanına ihtiyaç duyarlar. Sanılanın aksine iletişim becerilerini sadece satışa ikna etmek için kullanmazlar. Karmaşık ve detaylı kanuni süreçleri, süreç boyunca kullanılması gereken kıymetli evrakları, kredilendirme koşullarını tutarlı ve anlaşılır bir şekilde açıklamak için de iletişim becerilerini ortalamanın üzerinde kullanabilmelidirler.  Aynı zamanda karşılarındaki müşterinin ihtiyacını ve durumunu anlamak için beden dili okuyabilmeli, doğru soruları sorabilmeli ve cevapların yönünü etkileyebilmek için hipnotik dil kalıplarını bilmelidirler.

Realtor-Tshirt-10

3. Kişilik/Beğenilebilirlik

Gayrimenkul danışmanları yer gösterme, kredilendirme gibi süreçler yüzünden müşterileriyle uzun saatler geçirmek zorunda kalırlar. Bu yüzden müşterilerinin bu uzun saatleri beraber geçirmekten hoşlanacakları uyumlu ve pozitif kişilik özelliklerine sahip olmaları müşteri ilişkilerinin temelinin kolay atılmasını sağlar. Uyumlu, olumlu, kolay sempati duyulan gayrimenkul danışmanları müşterilerinin kendilerini rahat hissetmesini ve kolayca güven duymasını sağlamakta güçlük çekmezler. Bu özelliklere sahip danışmanlar genellikle harika memnuniyet referansları alır ve müşterileriyle uzun soluklu dostluk ilişkileri kurarlar.

4. Profesyonel görünüm

Görsel dünyanın her şeye hakim olduğu modern çağda bir gayrimenkul danışmanı başarılı olmak istiyorsa önce başarılı bir danışman gibi görünmeyi öğrenmeli. Çünkü bir danışmanla ilk defa tanışan müşteriler çok hızlı bir biçimde dış görüntüye bakarak danışmanın başarılı, yeterli ve güvenilir olup olmadığına karar verirler. Gerçek olsun olmasın gayrimenkul danışmanları “başarılı bir gayrimenkul danışmanı” imajının içini, dış görüntüleriyle de doldurmak zorundalar. Yani önce “başarılı gibi” görünün, başarı arkasından gelsin.

5. Organizasyon becerisi/ Zaman yönetimi

Gayrimenkul danışmanları gün boyu aynı bir sirk cambazının yaptığı gibi pek çok topu havada düşürmeden döndürüp dururlar. Birbirinde farklı pek çok işi beraber yapabilmek hem iyi bir organizasyon becerisi hem de zaman yönetmeyi bilmeyi gerektirir. “Zaman yetmiyor” bahanesi günün verimli kullanılmadığı anlamına gelir. Başkasına devredilmesi gereken işleri kendi üstlenen, randevularını mantıklı ve gerçekçi bir şekilde düzenleyemeyen gayrimenkul danışmanları bir süre sonra kendilerini iş tarafından yönetilirken bulurlar. Rüzgarın önünde sürüklenen yapraklar gibi sürüklenir dururlar. Oysa bir danışmanın yaptığı esas iş, süreç yönetmek ve sürece hakim olmaktır. Yani ipler danışmanın elinde olmalıdır.

Bu beş özelliğe sahip birisi size gelip “ben gayrimenkul danışmanı olmak istiyorum” derse sakın kaçırmayın derim. Ama unutmayın bunlar sadece başlamak için gereken kriterler. Danışman olabilmek için bu özelliklerin yanında bir de büyük bir gayretle çalışmak ve öğrenmek gerekiyor.

 

 

 

 

Gayrimenkul sektörüne atıldınız ve gayrimenkul danışmanı ya da emlakçı oldunuz. İsmine ne derseniz deyin. İşinizi yapıp para kazanmak için kendi çözümlerinizin yeterli gelmediğini göreceksiniz. Eğer şanslıysanız danışman koçu ya da bir eğitimciyle çalışan bir ofise denk gelmiş olabilirsiniz. Ama bu ofisler sayıca bir elin parmaklarını geçmez. Kurumsal bir marka çatısı altında çalışıyorsanız markanızın eğitimlerinden faydalanıyorsunuzdur, ama satış ve danışman koçunuz olsa da, markanız pek çok eğitim düzenlese de ileri gitmek için katılmanız gereken eğitimler var.

1. Farkındalık eğitimi

Kişisel gelişim eğitimleri gayrimenkul sektörü için önemlidir. Özellikle farkındalık eğitimleri. Kendi sınırlarınızı, hayata bakışınızı etkileyen kalıpları öğrendiğinizde başkalarının hayatına ve algılarına saygı ve sabır göstermeyi daha kolay öğrenirsiniz. Ki bir gayrimenkul danışmanını başarılı yapan şeylerden biri karşısındaki anlamasıdır. Sağlam bir farkındalık eğitiminden, hayata bakışınız değişerek ve büyümüş yetişkin olmuş olarak çıkarsınız.

2.Öfke yönetimi ve duygusal kontrol eğitimi

Stres seviyesi bu kadar yüksek bir işte, hele de bizim gibi kanı kolayca kaynayan bir halk için vazgeçilmez bir eğitimdir. Birisine yanlış davranışları için kızmakla, bağırıp çağırıp olayları içinden çıkılmaz hale getirmek ya da ters bir şey yapan herkesten intikam almaya çalışmak, missilleme yapma isteğiyle dolup taşmak başka şeydir. gayrimenkul eğitimleri

3. Sözlü sözsüz iletişim eğitimi

Ama şu klişe “kollarınızı bağlayınca kendinizi kapatırsınız” benzeri beden dili eğitimlerden değil. Gerçek bir iletişim eğitimi. Çünkü işinizin %90’ı iletişim kurmakla ilgili. Hele dijital iletişimin kodlarını mutlaka öğrenmelisiniz. En çok parlatmanız, geliştirmeniz gereken beceriniz iletişim becerinizdir. Aklınızdan çıkarmayın.

4. Bütçe yönetimi eğitimi

Gayrimenkul danışmanları istikrarlı bir gelire sahip olmakta zorluk çekerler. Bir anda çok büyük rakamlar ceplerine girerken bir kaç ay iş yapmadan geçirdikleri olabilir. Gelirlerini istikrarlı hale getirene kadar en iyi öğrenmeleri gereken şey, istikrarsız gelirlerini, istikrarlı giderleriyle denkleştirmeyi öğrenmektir.

5. Tapu kavramları, harita ve imar planı okuma eğitimi

Tapuya baktığınızda gördüğünüz başlıkların ne anlama geldiğini bilmiyorsanız, bir haritaya ya da bir imar planına baktığınızda orada yazan 1/5000 ölçeğinin, parsellerin üzerindeki dairelerde yazan rakam ve harflerin ne anlama geldiğini okuyamıyorsanız vay halinize.

6. Kıymetli evrak ve gayrimenkul hukuku eğitimi

Düzenlediğiniz her evrakın hukuken geçerli olması için belli şartları karşılaması gerekiyor. Ofisleriniz size bu evrakları matbu olarak verse de doğru şekilde doldurmadığınız evraklar ve formlar yasal olarak geçerli olmuyor maalesef. O yüzden hukuk eğitimi şart. En azından basit kıymetli evrak öğrenmeniz gerekiyor. Bir kaç saatlik bir kıymetli evrak hukuku semineri gayrimenkul danışmanları için hayat kurtarıcı olabilir.

7. Sosyal medya eğitimi

Her bir danışman kendisi için bir sosyal medya uzmanı işe alamayacağına göre kendiniz çalışıp öğrenmelisiniz. Ben harika yapıyorum o işi, facebook takipçim 2.000’i aştı demeyin. Sosyal medya yepyeni bir iletişim dili. Artık bu mecradan kaçışınız yok. Hem ucuz hem de ulaşabileceğiniz kitle inanılmaz kalabalık. En profesyonel şekilde kullanmalısınız.

8. Kişisel imaj eğitimi

İletişim eğitimlerinin içinde bazen yer almasına rağmen, benim tavsiyem hem kişisel hem kurumsal imaj eğitimini ayrıca almanız. Cilalı imaj devrinde yaşadığımızı unutmamak lazım

9. Sunum teknikleri ve sahne duruşu eğitimi

Her gün her müşterinize sunum yaptığınızı ve aralıksız sahnede olduğunuzu düşünürsek gayrimenkul danışmanları için kaçınılmaz bir eğitim olduğunu farkedeceksiniz

10. Satış teknikleri ve müzakere eğitimleri

Para kazanmak istiyorsunuz değil mi? Öyleyse sizden daha iyi bilen birinden teknik öğrenmenin sizi nerelere taşıyacağını bir düşünün. Satış doğuştan gelen bir yetenek değil. Öğrenilip geliştirilen bir beceri. Sık sık üzerinde çalışmalı, eğitimlerine mutlaka katılmalısınız. Müzakere ise her gün her dakika uğraştığınız, antrenman yapılması gereken bir konu. Çalışmadan dinamiklerini öğrenmeden başarılı olmanız çok zor.

11. Motivasyon eğitimi

Stres dolu bir ortamda sürekli koşturarak yaptığınız işinize bir ara vermek için ideal. Her gün kendimizi harika ve enerjik hissetmemiz mümkün değil. İşte öyle günlerde ne yapacağımızı, nasıl motivasyon geliştireceğimizi öğreten eğitimler olduğunu bilmek rahatlatıcı değil mi?

Katıldığınız her eğitimin sizi ileri götürdüğünü hissedebilmeniz için, uygulamanız gerektiğini unutmayın. Uygulanmayan eğitim sadece size kısa süreli motivasyon kazandırır. Merak edip öğrendiğiniz, öğrendiğinizi uygulamaktan zevk aldığınız günler dilerim 🙂

Çalıştınız çabaladınız harika bir gayrimenkulün sözleşmesini aldınız. Tebrikler. Peki portföyünüzü pazarlamaya başlamadan önce, hakkında öğrenmeniz gerekenleri biliyor musunuz?

  1. Öncelikle portföyünüzün tapu üzerindeki sahibini, tüm hissedarlarını öğrenmiş ve onlarla şahsen tanışmış olduğunuzu umuyorum. Hiç gülmeyin, komşusunun evini satmak için sözleşme yapan müşteri ve böyle sözleşmeleri hazırlayıp pazarlamaya kalkan danışmanlar var
  2. Portföyünüzün mülk sahibinden rica ediyorsunuz. Gidip tapudan söz konusu portföyün takyidatını alıyor. Olmadı e-devletten çıktı alıyor. Biliyorsunuz takyidat üçüncü şahıslara verilmiyor, mülk sahibinin kendisi almalı. Tapu üzerinde şerh ya da ipotek var mı öğrenmiş oluyorsunuz.
  3. Gayrimenkulün satın alınma tarihini ve edinilme şeklini öğreniyorsunuz. Tapuda yazıyor zaten. 
  4. Bir önceki tapu devri sırasında gösterilmiş rayiç bedelini öğreniyorsunuz.
  5. Gayrimenkulün çözülmesi gereken bütün sorunlarını, tüm tamir gerektiren detayları, bunların çözümlerinin masraflarını rakamsal olarak öğreniyorsunuz. Akan çatı, düzenlenmeyen bahçe, yenilenmesi gereken asansör sistemi gibi sorunlar tüm binanın ortak çözmesi gereken şeyler. Bina malikleri anlaşamazsa büyük bir sorun satıyorsunuz demektir.
  6. Gayrimenkulün bulunduğu mahallede ya da sitede dedikodu araştırması yapıyorsunuz. Deli bir komşusu var mı? Bir sebepten olumsuz bir intiba oluşmuş mu? İçinde cinayet falan işlenmiş olabilir mi? Binada yaşayanlar kavgalı mı, apartman yönetimi işini yapıyor mu? Gayrimenkul hakkında konuşulan olumlu olumsuz ne varsa öğreniyorsunuz.
  7. Gayrimenkulün hangi taşınabilir özellikleri satış fiyatına dahil? Mülk sahibi, portmantoyu, kornişleri, salona yaptırdığı duvara sabit televizyon ünitesini söküp götürmeyi düşünüyor mu? Kombili klimalı diye satışa çıkardığınız evin kombisini klimasını söküp kendi evine götürmeyi planlayan satıcılar gördü bu gözler
  8. İnternet araştırması yapıp mülk sahibinin bildiği bilmediği tüm ilan girişlerini kontrol ediyorsunuz. Hangi emlakçılar portföyü ilan sitelerine girmiş, hangi fiyattan girmiş, internette ne kadar süre pazarlanmış?
  9. Daha önce portföy için konuşulmuş, piyasada duyulmuş bir fiyat var mı, teklif almış mı? Teklif aldıysa ne kadar almış öğreniyorsunuz.question-mark-istock_000003401233medium-copy.jpg
  10. Portföyün yatak odasında dolap konulacak duvarı kaç metre, salonda televizyon ünitesi nereye konulabilir tek tek ölçüp bir kroki hazırlıyorsunuz. Özellikler sayfası için zaten yapıyorsunuzdur değil mi?
  11. İç malzeme ve özelliklerin detaylarını öğreniyorsunuz. Kullanılan malzemelerin markaları, merkezi sistem uydu, ısıtma, güneş enerjisi, ortak alan kullanımları, elektrik su, doğalgaz aboneliklerinin durumu, çeşmeler ne tarafa açılıyor, panjurlar nasıl çalışıyor, site ve apartmanlar için aidat ne kadar, evcil hayvan besleme, balkon yıkama, çamaşır asma kuralları var mı ve daha ne varsa hepsini öğreniyorsunuz
  12. Çevresel özellikleri öğreniyorsunuz. Yakınlardaki okulların kalitesi nasıl, yakındaki en iyi market, şarküteri, kafe hangisi, su, tüp abonelikleri için telefon numaraları ne, bahçe varsa ne ekilip biçilebilir, nerede yürüyüş yapılıp bisiklete binilir, en yakın toplu ulaşım nerededir, kaç dakikada bir dolmuş, otobüs gelir, taksi durağı nerededir?

Bunları en fazla iki gün içinde öğrenmiş olmanız gerekiyor. Tüm bunları öğrendikten sonra, alıcı adayına sunum sırasında şelale gibi bilgi püskürtmemeyi de unutmuyorsunuz tabi. Size sorulabilecek her sorunun cevabı sizde olmalı. Çıkabilecek her sorun için hazırlık yapmaya çalışmalısınız. Bunca hazırlığa rağmen hazırlıksız yakalanacağınız şeyler de olacaktır mutlaka. Onları da bir sonraki portföyünüz için not alın canım. Her şeyi de ben söylemeyeyim yani 😊

  • Öncelikle iletişimin ne anlama geldiğini anlamanız gerekir. İletişim, sizin konuştuğunuz, karşınızdakinin de başını sallayıp söylediğiniz her şeye “ne harika” dediği bir süreç değildir

  • İletişim; adı üzerinde karşılıklı yapılan bir mesaj iletme çabasıdır. Özü karşılıklılıktır. Karşıya mesajı doğru iletmeniz kadar iletilen mesajı sizin doğru okumanız da önemlidir.
  • İletişim kanalları günümüzde çok çeşitlenmiştir. Özellikle dijital iletişim kanalları konusunda yüksek bir farkındalığı sahip olmanız şarttır. Ülkemizde bindokuzyüzellilerin koşullarıyla ikibinyirminin koşullarının aynı anda varolduğunu anlamalı ve kabullenmelisiniz. Elektronik posta adresi olmayan müşterinizle de canlı video bağlantısıyla ulaşmanız gereken müşterinizle de kaliteli iletişim kurmayı başarmalısınız.
  • komik-iletisim
  • Satış iletişiminin farkı

  • Satış iletişiminin kişisel iletişimden farklı koşulları ve kuralları vardır.
  • Satış iletişimi belirli bir çerçevede doğru mesajları aktarmak ve güven sağlamak üzerine kurulur.
  • Karşıdan alının mesaj önyargısız çözülmeli, doğru anlaşıldığı onaylatılmalı, verilmek istenen mesajın doğru şekilde aktarılıp aktarılmadığı kontrol edilmelidir.
  • Satış süreci, hızını bizim belirleyemediğimiz bir süreçtir. İnsanlara “dur önce iletişim kurmamız lazım” diyemezsiniz. Hıza ayak uydurmak, iletişim becerinizi buna göre ayarlamayı öğrenmek zorundasınız.
  • Kişisel iletişimde hiç ihtiyaç duymadığınız hatta mahrem sayılan bazı bilgilere satış iletişiminde ulaşmanız gerekir.
  • Satış iletişiminde karşınızdakiler dürüst, iletişime, işbirliğine açık, anlayışlı, iyi niyetli ya da güler yüzlü olmak zorunda değillerdir.
  • Sorumluluk, iletişim kurma çabası içinde olan kişidedir. Karşınızdaki kişiyi iletişim kurmak için yeterince çaba göstermedi diye suçlayamazsınız. Kapı kapalıysa açması gereken sizsiniz.
  • Kendi iletişim kanallarınızı keşfetmemişseniz, başkalarının iletişim kapılarını açmanız çok zordur. Önce kendi iletişim becerilerinizin seviyesini öğreninmangal hazır
  • İletişim becerisi geliştirilebilir mi?

  • İletişim becerilerinizi geliştirmenin iki ana yolu vardır. İletişim kurmayı istemek ve bu konuda çalışmak.
  • İletişim becerisi kesinlikle geliştirilebilir bir şeydir. Kas geliştirmeye benzer. Başlangıçta ilerlemiyormuşsunuz gibi gelir ve gelişmek için yaptığınız şeyler neredeyse fiziksel bir acı verir. Belli bir gelişme seviyesinden sonra farkı anlamaya başlarsınız.
  • Konuşma becerinizi geliştirmek için diksiyon kursuna, ifade becerinizi geliştirmek için kütüphaneye ya da kitabevine, beden dilinizi geliştirmek için drama kursuna, farkındalığınızı geliştirmek için bir yoga ustasına, dijital iletişim ve sosyal medya becerisi geliştirmek için iyi bir dijital medya kursuna ya da çevrenizdeki en zeki cingöz gençlere koşmanız gerekli ve şarttır.
  • Profesyonel iletişim becerisi, kişisel iletişim becerinizden doğar ama ondan bağımsız olarak gelişir. Aradaki farkı kavramazsanız ilerleyemezsiniz.
  • İletişim becerisinin %70’i dinleme becerisidir. Geri kalanı da doğru soru sormakla ilgilidir.
  • Bir de beden diliyle ilgili verilen eğitimlerin çoğu iletişim becerinize çok katkı yapabilecek eğitimler değildir. Elinize şuraya koyunca bu anlama gelir, burnunu kaşıyan yalan söylüyordur gibi kalıplar işinize yaramaz. Beden dili eğitimleri aylar sürer ve oyunculuk eğitimleri kapsamındadır. Bir ara gelin de bu konuda uzun uzun konuşalım 😊

“Biz dijital olanakları çok iyi kullanıyoruz” diyor karşımdaki ofis sahibi. Ofis yöneticisi de heyecanla başını sallayıp destekliyor. “Sosyal medyada çok etkiniz. Bir ajansla anlaştık, bize SEO yapıyor”. “Harika” diyorum. “Peki hedeflerinize ne kadar yaklaştınız?” Karşımdakiler biraz şaşkınlaşıyor. “Eeee facebook sayfamız 25 bin beğeniye ulaştı” diyorlar. Sayfayı açıp bakıyorum, ilk üç paylaşımda beğeni sayısı 100 civarında ama bir tane bile yorum yok. Görseller stok fotoğraf sitelerinden alınmış. Ofiste çalışanlarla ilgili tek paylaşım çan çalarken çekilmiş resimleri. Müşterileriyle ilgili paylaşımlar ise satış bittikten sonra yapılan tapu önü resimlerinden ibaret.

team-meeting1

“Dijital varlığınızı neye göre oluşturdunuz?” diyorum. “Facebook, İnstagram ve Twitter’da varız. Bir de Web sitemiz var” diye gururla cevap veriyorlar. “Web sitenizinde ne var?” diyorum. “Portföyleri üç boyutlu kaydettik. Sanal tur yaptırıyoruz müşterilerimize, bir de bazı portföylere drone çekimleri yapıyoruz” .  Dayanamayıp soruyorum “peki tüm bu dijital girişimlerinizle ne elde etmeyi planladınız?” Tekrar şaşkın bakışlarla karşılaşıyorum. “Daha çok ciro, kaliteli hizmet, müşteri memnuniyeti” diye geveliyor ofis yöneticisi.

digitalworldshutterstock_108005828.jpg

“Ofisinizdeki sözleşmesiz portföy oranı yüzde kaç?” diyorum. “Yüzde 60 civarı” diye cevap veriyorlar. “Müşteri memnuniyeti politikanız, danışman ilişkileri politikanız ne?” diyorum. Cevap yok… Ofis sahibi atlayıp “CRM programı kullanıyoruz” diyor.  “CRM programınızı verimli kullanıyor musunuz?” diyorum. “Üçbinin üzerinde müşteri bilgisi kaydımız var” diyorlar bir ağızdan. “Verileri kim değerlendiriyor?” diyorum. “Ofis asistanımız tüm yeni portföylerimizi kayıtlı müşterilerimize düzenli olarak SMS ve elektronik posta yoluyla bildiriyor” diyorlar. “Tamam” diyorum. Anladım. “Bana büyük bir bardak kahve getirebilirseniz iyi olur sanırım. Çok şey konuşmamız lazım sizinle”

*Kişiler ve ofis hayal ürünüdür efendim.

Gayrimenkul sektörü hakkında ne çok şey söyleniyor değil mi? Olumlu olumsuz hakkında en çok konuşulan sektör gayrimenkul sektörüdür desem yalancı çıkmam vallahi. Özellikle sektörün içindekiler hem sektöre yeni girecek olanlara hem de birbirlerine doğru yanlış pek çok şey söylüyorlar. Peki gerçek ne?

in2

  • Kurumsal marka çatısı altında çalışınca her şey daha iyi olur diyorlar

Evet bir marka çatısı altında çalışmak çok şey değiştirebilir. Tek bir koşulla: siz değişmek istiyorsanız… Kurumsal markalar size bir iş modeli sunup bunun eğitimlerini verirler. Uzun zamandır bu eğitimleri veren biri olarak söylüyorum, danışmanların ve ofis sahiplerinin pek çoğu bu eğitimlere daha çok boy göstermek için geliyor. “Eğitim şart” cümlesini herkes şarkı yapmış söylüyor ama iş eğitim için gereken zaman ve paraya gelince herkesin ya çok işi var ya da kimsenin eğitime ihtiyacı yok! Eğitime gelenlerin de büyük bir kısmı, eğitim salonundan fotoğraf paylaşıp, kurabiye atıştırmaktan, eğitimde duyduğu bir kaç havalı cümleyi toplantılarda tekrar etmekten başka bir şey istemiyorlar. Eğitimde anlatılan sistemin zaman kaybı olduğunu düşünen o kadar çok ofis sahibi var ki inanamazsınız. Pek çok kişi için hızlı ve çok para kazanmak, iyi hizmet vermekten, istikrarlı gelir oluşturmaktan daha önemli. Oysa marka dediğimiz şey, siz içini doldurana kadar boş bir kabuktan başka bir şey değil. Uygulamadığınız eğitim, uygulamadığınız sistem, hiçbir değişiklik yaratmıyor.

  • “Gayrimenkul danışmanları çok para kazanır” diyorlar

Gayrimenkul danışmanlarının çok az bir kısmı gerçekten hayatlarını değiştirecek miktarlarda bir kazanç elde edebiliyor. Geri kalan çok büyük bir çoğunluk -ki bu toplam danışman sayısının yüzde yetmişine falan denk düşer- maaşlı bir işte kazanacağından ancak biraz fazla kazanıyor. Gerçekçi hedefleri olanlar, yaşam standartlarını değiştirecek kadar gelir yaratmakta sıkıntı çekmiyor. Oysa gelir beklentisi iki uzak uçta toplanmış durumda. Bir uçta “çorbamı kaynatacak kadar kazanayım yeter” diyenler var, diğer uçta da “bir fabrika arazisi satayım, hayatım kurtulsun, bir daha da çalışmayayım” diyenler var. İstikrarlı bir gelir yaratmak çok stratejik bir planlama ve emek istiyor. Yani işe çorbanızı kaynatmakla başlayıp, villanızın bahçesinde mangal partisi yapmaya ulaştığınız bir süreci planlamaktan bahsediyoruz. Ciro birincisi listelerine girmek sorun değil biliyorsunuz, onu hepiniz yılda bir kere de olsa başarabilirsiniz. Önemli olan istikrarlı bir şekilde artan gelir ve başarıya ulaşmak

  • Ofis sahipleri gayrimenkul danışmanı bulamamaktan şikayet ediyor

Gerçekten de sektöre yeni danışman kazandırmak ve tutundurmak çok zor. Çünkü bu iş tartışmasız bir şekilde girişimcilik ruhu istiyor. Yıllarca maaşlı işlerde çalışan insanlara güvenli hayatlarından çıkıp risk almalarını söylüyor, bu riski almıyorlar diye kızıyorsunuz. Öncelikle iki şeyi çözmelisiniz. İnsan kaynakları eğitimi almadan işe alım süreci yönetmeye çalışıyorsunuz bu bir. İkincisi de işe alım yaptığınızı düşünüyorsunuz 🙂 “Siz bizim iş ortağımızsınız” diye tekrar edip durduğunuz o cümle var ya, kilit bir cümle. Sevgili ofis sahipleri, hala görüşme yaptığınız kişilere gerçekte bir çeşit ortaklık teklif ettiğinizin farkında değilsiniz. Bu sektörde iki ayrı iş modeli var. Birincisi beraber çalışacağınız kişileri işe alır, bir süre maaş verir yetiştirirsiniz. Sonra ortaklık teklif edersiniz. Ortak olmak istemeyenler maaşla çalışmaya devam eder (Evet böyle bir model de var ve işliyor). İkincisinde iş ortaklarınızı seçer, onlara mentorluk eder, kurulmuş bir iş modeli içinde kendi gelişimleri için yardımcı olursunuz. Yani kendi ortaklarınızı bizzat kendiniz yetiştirirsiniz. Bu modelde “vay biz yetiştirdik, gittiler kendi ofislerini açtılar” diye şikayet etmemeniz gerekir. Sizin sunduğunuz ortaklık yeterince karlı değilse iş kurmaya cesaret etmiş bu insanlar tabii ki gidip daha karlı bir iş kuracaklardır. Bunda şaşıracak kızacak ne var? Yeterince karlı bir ortaklık inşaa ederseniz bunun başınıza gelme ihtimali azalır.

  • Gayrimenkul danışmanları, ofis sahiplerinin kendilerini sömürmesinden şikayet ediyor

Bizim ülkemizde markaların sistemleri, çoğunlukla tercüme sistemler olarak kaldılar. Bir türlü yerel çözümler üretemedik. Markalar bu konuda çalışıyorlar inkar edemem ama daha ofisler henüz orada değiller maalesef. Gerçeği söylemek gerekirse danışmanın ofise getirdiği hizmet bedelinin yarısını almayı hak edecek özelliklere sahip çok az ofis var. Ama çalıştığı ofisi dolandırmaya çalışan danışman sayısıyla eşit sayılırlar. Ofisle hizmet bedelini paylaşmamak için ofis dışından işlem yapan, satış rakamının üstüne kendi cukkasını ekleyen danışman sayısı da kabarık çünkü. Ofisin bu paylaşımı hak etmediğini düşünen danışmanların kendilerini haklı çıkardıkları berbat ama yaygın bir alışkanlık bu.

Oysa sistem şöyle işlemeli. Bir ofiste işe başladığınızda size göz ardı edemeyeceğiniz bir iş modeli öğretilmeli ve bu iş modeli için gereken tüm hizmet, altyapı ve ekipman o ofiste bulunmalı. Ofise getirdiğiniz hizmet bedelinden ofise kalan pay, başta ofis sermayesine eklemediğiniz ortaklık payının taksitle ödenmiş hali gibi gelecektir size o zaman. İşinizde ilerlediğinizde o ofisin gerçek ortağı olduğunuzu hissetmenizi sağlayacak adil bir paylaşım olduğunu görürsünüz. Ofis kazancı arttıkça ofise yatırım yapıldığını görmelisiniz bir de. Ofis zenginleştikçe sadece ofis sahibi zenginleşmekle kalmamalı yani. Ofisin fiziki koşulları ve alt yapısı sürekli gelişiyorsa sistemin doğru işlediği bir yerdesiniz.

Sektörün içindekilere çok mu acımasız davrandım? Dost acı söyler. Bu sektörün gelişmesi için emek veriyorum. Yazdıklarımı okuyan bir kişi bile “ne yapıyoruz biz” dese, bu konuda tartışıp gelişmek için çaba göstermeye başlasa mutlu olurum. Gayrimenkul danışmanlığını meslek olarak gören ve gelişmesi için çaba gösteren tüm danışmanlara ve markalara selam olsun

 

Gayrimenkul sektörü hakkında ne çok şey söyleniyor değil mi? Sokakta, toplu taşım araçlarında bir kulak kabartın. Her gelir grubundan insan kendi mülkleri hakkında, gayrimenkul pazarlamak ve gayrimenkul pazarlayanlar hakkında bol bol atıp tutuyor.  Peki sektörün gerçeklerini ne kadar biliyor dışarıdakiler?

community, unity, people and support concept - couple hands hold

  • Az çalışıp çok kazanan bir meslek grubu olduğumuzu düşünüyorlar

Bir gerçeklik payı olduğunu itiraf etmeliyiz değil mi? Çünkü bu sektörde az çalışıp çok kazanan birileri gerçekten var. Ben lafı dolandırmadan söyleyenlerdenim biliyorsunuz. Az çalışıp çok kazanıyorsanız dolandırıcılık yapıyorsunuzdur, birinin hakkını yiyorsunuzdur, sıradan insanların görüşmeye cesaret edemeyeceği karanlık insanların işlerini takip ediyorsunuzdur net. Çünkü gayrimenkul sektöründe az çalışıp çok kazandığınız dönemler vardır ama kısa sürer, tesadüftür yani. Üç ay sürer, beş ay sürer biter. İstikrarlı olarak çok para kazanmanın akıllıca ve çok çalışmaktan başka yolu yok bu sektörde.

  • Yaptığımız işi herkes yapabilir sanıyorlar

Bu da çok yanlış sayılmaz. Başka mesleklerden farklı olarak gayrimenkul danışmanlığı için eğitim seviyeniz, cinsiyetiniz, aile kökeniniz, yaşınız, deneyiminiz çok az önem taşır. Tek bir kriter vardır, bu iş için gereken fedakarlıkları yapacak mısınız yapmayacak mısınız? O yüzden sokaktaki herkes işimize bakıp “bu yapıyorsa ben de yaparım” diye düşünebilir. Haklıdır.

  • Gayrimenkul danışmanıyla emlakçı arasında gösteriş için kullanılan bir unvandan başka bir fark olmadığını düşünüyorlar

Bir fark var ama iddia edildiği gibi bir fark değil o. Kurumsal çatı altında çalışanlara gayrimenkul danışmanı diyoruz. Ama bu unvanı taşımak için aldıkları eğitimin hakkını veren ofis ve danışman sayısı çok düşük. “Emlakçı” diye küçümsediğiniz kitle arasında ise kurumsal çatı altında çalışanları cebinden çıkaracak uzmanlık ve beceriyle çalışan pek çok insan var.

  • Güvenilmez olduğumuzu düşünüyorlar

Çok büyük paralardan bahsediyoruz biliyorsunuz. İşte o büyük paralar tehlikeli ve güvenilmez insanları bu sektöre doğru mıknatıs gibi çekiyor. Dışardan bakanların bu konuda önyargılı olmalarına yetecek kadar çok kötü niyetli insan var sektörde. Diğer mesleklerle kıyaslarsak güvenilir insan oranı en düşük meslek bizimki çıkabilir. Emlakçılık yasası çıkınca durum değişir diye düşünüyorsanız hayal kırıklığına uğrarsınız. İş yasayla değil çabayla çözülecek

  • Gayrimenkul danışmanlığının gelip geçici bir iş olduğunu düşünüyorlar

Emeklilerin ve iş bulamayanların yerimiz belli olsun diye emlak ofisi açtığı bir ülkede çok da şaşırtıcı bir ön yargı sayılmaz aslında. Kurumsal ofislerdeki hızlı sirkülasyonu da düşünürseniz hak vermemek çok zor bu ön yargıya. Etrafınıza bir bakın, sizinle işe başlamış arkadaşlarınızın kaç tanesi hala sektörde çalışıyor? Genelde bir yıl kadar sürüyor gayrimenkul danışmanlığı macerası. Sektöre girenler ya vazgeçip evlerine dönüyor ya da maaşlı bir iş alanına kayıyorlar. Danışman olarak başlayan pek çok kişinin ofis asistanı olmak istediğini gördü bu gözler.

Dışarıdan bakanlara çok fazla hak verdim değil mi? Evet sektörün içini bilmelerine olanak yok ama emin olun bu ön yargıları biz körüklüyoruz. Yeterince uğraşırsak değiştirebilecek olan da yine biziz tabii ki. Gayrimenkul danışmanlığını meslek olarak gören ve gelişmesi için çaba gösteren tüm danışmanlara ve markalara selam olsun

 

 

 

1. Sabah 8.30’da bölgenizde olun. Çoğu esnaf bu saatlerde kepenklerini kaldırmaya başlar.

2. Bölgenizin en kalabalık fırınından bir ekmek, birkaç simit (İzmir’deyseniz gevrek) alın. Bu arada diğer müşterilerle havanın sıcaklığından, mahallenin gece ışıklandırmasının yetersizliğinden falan konuşun.

3. Bölgenizin manavından domates biber salatalık alın. Çoluğunun çocuğunun hatırını sorun, yengeye valideye selam gönderin. Değişik bir sebze meyve görürseniz nasıl yenildiğini sorup öğrenin. Hatta diğer müşterilerden tarif alın

4. Mahalle bakkalından peynir zeytin alın. Süpermarketlerin işlerine vurduğu darbe konusunda dertleşin.

5. En güzel çay demleyen esnafın kapısında torbaları sallayıp çay hazır mı diye sorun.

6. Esnafın kapısının önüne kuracağınız derme çatma sofranızda çayınızı için kahvaltınızı yapın.

7. Mahalle kahvesinde ya da bölgenizin en havalı cafesinde yandan çarkı bir Türk kahvesi için.

8. Mahalle muhtarına uğrayıp kalem ajanda ya da elinizde hangi promosyon malzemesi varsa bırakıp bir çayını için.

9. Mahallenin dedikocu teyzesi, sokak kendilerine kedi maması dağıtan teyze, parka çocuğunu havalandırmaya çıkarmış genç hanım, koşuya çıkmış atletik delikanlı artık kim denk gelirse ayak üstü iki lafın belini kırın

10. Dönün artık ofisinize canım yeter. Saat de 11 olmuştur zaten

Aynı şeyi ramazan ayında bir de iftar açmak için deneyin. Geç saate kadar çalışan esnafı ziyaret edip birinin iftar sofrasına pidelerinizi kapıp konuk olun. Satışla değil insanla uğraştığınızı anladığınızda hayatınızın anlamı da, işinizin gidişatı da değişecek emin olun.